Aldağ A.Ş. İcra Kurulu Başkanı Rebii Dağoğlu: “İklimlendirme sistemleri daha fazla önem kazandı”

Koronavirüsünün ilk ortaya çıkmasından itibaren, iklimlendirme alanında da çok yönlü tartışmalar başladı.

Koronavirüsünün ilk ortaya çıkmasından itibaren, iklimlendirme alanında da çok yönlü tartışmalar başladı. Ancak kesin olan gerçek var ki; o da iç hava kalitesinin daha da önemli bir konu haline gelmiş olması. Bu çerçevede ALDAĞ A.Ş. İcra Kurulu Başkanı Rebii Dağoğlu, fikir ve düşüncelerini bizlerle paylaştı.

Virüsün Yayılma Şekli İyi Analiz Edilmeli

Pandemiyle birlikte iç hava kalitesi çok daha önemli hale geldi ve iklimlendirme sistemlerinde yoğun biçimde tartışılmaya başladı. Şimdi baktığınız zaman biz üreticiler, bilim insanlarının ve konuyla ilgili bilirkişilerin temel konularda mutabık kalmalarını bekleriz. Nitekim pandeminin ilk günlerindeki o toz duman ortadan kalktı ve ASHRAE, REHVA ve EUROVENT gibi uluslararası kuruluşlar bildiriler yayındı. Bazı çatışan noktalar olmakla birlikte hepsi benzer konulara parmak basıyor. Ayrıca ülkemizde de sektörel STK’ları ve meslek örgütlerini kapsayan İklimlendirme Teknik Kurulu kuruldu ki onlar çalışmalarını bilim kurulu kararlarını temel alarak yürüttüler ve bildiriler yayınlanıyor. Bu bağlamda bizi ilgilendiren konu; merkezi iklimlendirme sistemleri ile ilgili olarak, pandemi sürecinde ne yapılması gerektiğidir. Bu süreçte, cihazların virüsle mücadelede hangi opsiyonları barındırması gerektiği de belirgin hale geldi.

Uluslararası ve ulusal kuruluşların yaptıkları açıklamaların bize gösterdiği bazı gerçekler var. Öncelikle virüsün yayılma şeklinin iyi irdelenmesi gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ), bu konuda belirlediği bazı kıstaslar var. Virüsün yayılmasındaki etkenlerden bir tanesi bireylerin, daha önce enfekte bir kişi tarafından temas edilmiş olan fiziki bir yüzeye temas etmesi olarak belirtiliyor. Salgının bir diğer yayılma şekli ise enfekte olan bir kişinin hapşırık ve öksürmesi yoluyla, sosyal mesafeden (2-3 metre) daha yakında olan başka bir kişiye enfeksiyonu bulaştırması. Üçüncü yayılma şekli ise virüsün, havada saatlerce asılı kalarak ve daha sonra havayla taşınarak uzak mesafeden bulaşabilme olasılığı. DSÖ’nün açıklamalarına baktığımızda Covid-19’la ilgili böyle bir bulguya rastlandığı belirtilmiyor ama reddedilmiyor da. Dolayısıyla bu durum hastaneler, oteller, alışveriş merkezleri, okullar, iş merkezleri ve büyük ofisler gibi büyük hacimli olan ve kalabalıkların girdiği alanların iklimlendirme sistemlerinin dizaynında ve uygulamasında yeni önceliklerimizin olmasını zorunlu kılıyor.

%100 Taze Hava Girişi En Önemli Konu

Burada en kritik konulardan birisi %100 taze hava girişinin sağlanması gibi duruyor. Bunun sağlanabilmesi için de büyük klima santrallerinin %100 taze hava ile çalışması gerekiyor. Yani doğrudan dışarıdan alınan temiz havanın şartlandırıldıktan sonra ortama gönderilmesi öngörülüyor. Yüzde yüz taze havalı iklimlendirme sayesinde havada asılı kalan virüs partiküllerin emilerek dışarı atılması amaçlanıyor. Dışarıdan alınan ve filtreden geçirilmiş havayla bulaş riskini azaltmış oluyoruz. Bu arada yüzde yüz taze havanın şartlandırılmasında enerji tüketiminin artacağı gerçeğini göz ardı edemeyiz.

Bir diğer önemli konu ise bu sistemlerde kullanılan geri dönüş havasının da devre dışı bırakılması lazım, aksi takdirde virüslü partiküllerin içeriye taşınması söz konusu olabilir. Ancak bu durumun sistemin ısıtma ve soğutma kapasitesini azaltacağı da bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Bu her halükarda kabul edilmesi gereken bir durum, çünkü insan hayatı, konfordan çok daha önemlidir. Bir de şu noktaya değinmek lazım %100 taze hava dediğiniz zaman iç ortamdaki tüm havayı dışarı atıyorsunuz. Yani içeride virüslü olduğunu düşündüğünüz havayı dışarı atmış oluyorsunuz. Bu durumun önüne geçmek için dış havanın çıkış noktalarına hepa filtreler ve UV lambalar kullanarak bu etkiyi azaltabiliriz.

Uluslararası kuruluşlar yaptıkları açıklamalarda asıl hedefin kişi başına düşen taze havanın miktarının belli seviyenin üzerinde tutmak olduğunu belirtiyorlar. Pandemi süreci boyunca binalarımızı kullanırken içerideki insan yoğunluğunu düşük tutmak çok önemli. Dolayısıyla büyük kapalı mahallerde küçük bir alanda insan yoğunlaşmasından kaçınmak gerekiyor. Sosyal mesafenin önemi burada bir kez daha ortaya çıkıyor.

İklimlendirme Sisteminin Kendisi Kadar Operasyon Süreci de Önemli

Merkezi sistem klimaların çalıştırılma periyodları da oldukça hassas bir konu. Klima Santrallerinin kullanıldıkları mahal açılmadan en az 2 saat önce çalıştırılmaya başlaması ve mahal kapandıktan sonra da en az 2 saat daha çalıştırılmasını öneriyoruz. Mümkünse gece boyunca düşük devirde çalıştırmanın ciddi fayda sağlayacağı yönünde fikir birliği var. Gece boyunca veya sabaha karşı dış havanın soğukluğu burada olumlu etken olarak görülebilir. Böylelikle AVM gibi kapalı alanlarda klima sistemi devreye sokulmadan bir süreliğine de olsa ortam sıcaklığı kontrol altında tutulabilir. Bununla birlikte yüksek hava hızları enfeksiyon yayılma riskini artırdığı için klima sistemleri olabildiğince düşük hava debilerinde çalıştırılmalı. Bunlar Merkezi Sistemlerin işletim safhasındaki önemli konular.

VRV, split veya multi sistemlerin içerdeki havayı sirküle etmesi özelliğinden dolayı -biraz tartışma konusu olsa da- çok ciddi risk taşıdığına ihtimal vermiyorum. Bunun sebebi, birincisi az önce belirttiğim üzere bu virüsün havada saatlerce asılı kalarak uzun mesafede etkili olduğuna dair, kabul edilmiş bilimsel veri yok. İkincisi ise her sistemin doğru yerde uygulanması çok önemli. Örneğin VRV sistemleri daha çok konutlarda kullanılan sistemler, burada insan sirkülasyonu kamuya açık mahallede oranla çok az. Herkesin birbirini tanıdığı ve enfekte olup olmadığını az çok bildiği ortamlarda ciddi risk teşkil etmeyeceğini düşünüyorum. Ancak yine de bekleyip görmek gerektiğine inanıyorum. VRV sistemlerinin kullanıldığı yerlerde de eğer mümkünse pencerelerin sıkça açılması ve dış havanın içeriye sirküle edilmesi gerekebilir. Ancak biz Merkezi Sistemlerin kullanıldığı yerlerde de aynı uygulamanın çok faydalı olacağını düşünüyoruz.

En hayati konulardan bir tanesi de cihazlarının bakımlarının ve filtre değişimlerinin zamanında ve düzenli bir biçimde yapılması gerekliliğidir. Bakım işleminde görev alan teknisyenin ileri derecede koruma sağlayan maske takıyor olmasına dikkat edilmeli. Teknisyenlere gerekli önlemlerin aldırılmadığı durumlarda, enfekte olmaları ve virüsü yaymaları çok yüksek ihtimal. Bu tür bir durumda bakım sürecinin faydadan çok zararı olacağı da aşikar.

 

Önlemler Sürdürebilir Olmalı

Burada pandemi sürecinde merkezi sistemlerin sahip olması gereken üretim ve kullanım özelliklerinden bahsediyoruz. Bu özellikler bizim için yeni şeyler değil. Talep edildiğinde rahatlıkla ürettirilen ürünlerde uygulanabilen opsiyonlar. Buradaki mesele bu teknik özelliklerin Kamu ve özel sektör şartnamelerinde zorunlu hale getirilmesi. Ancak şu da var; pandemi sürecinde iklimlendirme sistemlerinde alınacak önlemlerin sürdürülebilir olması gerekiyor. Sonuçta tüm bu önlemler maliyetleri artırıcı unsurlar içeriyor. Bunların her birini şartnamelerle ve yönetmeliklerle uygulamasını zorunlu hale getirdiğimizi varsaysak ve yeni yapılarda uygulanacağını öngörsek, bu sefer pandeminin ne kadar bir süre daha hayatımızda kalacağı sorusuyla karşılaşıyoruz. Yani bu süre, iklimlendirme sistemlerindeki artan maliyetlere değecek uzunlukta bir süre mi, bunun iyi analiz edilmesi lazım. Ancak iç hava kalitesi, pandemi hayatımızda olsun veya olmasın giderek daha da önem kazanıyor. Covid-19 haricinde başka virütik formasyonlara ve enfeksiyon riskine karşı her zaman hazırlıklı olunması gerekiyor.


Hibya Haber Ajansı

Okunma